Yunusu Balık Malık yutmadı
" Bu olay nerede meydana gelmiş Ninova'da.
Ninova neresi?
Asur İmparatorluğu'nun başkenti.
Asurlular kim ona bakman lazım. Ben baktım vardığım sonuç şudur.
Tıpkı peygamber gibi zora girince Yunus, onu yakalamak ve öldürmek istediler.
O da şehri terketmek istedi. Ve o şehre sitem etti ve küstü.
Lanet olsun size o kadar anlattım, bir kişi bile bana inanmadı dedi.
Ve gemiye bindi.
Gemiye binince o esnada fırtınalıydı deniz.
Asurlular, su tanrısı Enki'ye inanırdı, karanlığın ve suyun tanrısı gibi...
Su tanrısı Enki'nin sembolü de balık idi.
Deniz dalgalanınca su tanrısının öfkelendiğine inanırlardı.
Yunus gemiye binince ve fırtına da yaşanınca dediler ki aramızda bir asi var. Su tanrısı onu farketti. Eğer bu asi binmeseydi bu olmayacaktı dediler.
Yunus da başka başka tanrıların olmadığını herşeyin tek bir sahibinin olduğunu onun da Allah olduğunu söyledi.
Bunun üzerine sen su tanrısının yeryüzündeki gölgesi Asur İmparatorluğu'nu inkar mı ediyorsun, sen bir asi misin, anarjist misin diye bunun üzerine yürüdüler.
Arbede çıktı ve Yunus bunlara yenildi.
Tabiri caizse sonrasına polis çağırdılar. Bir asi var, devlete karşı geliyor demek istediler. Kelepçe vurdular ve götürdüler, kapısında devasa bir balık figürü olan Ninova cezaevine attılar.
Onun karanlıklarına bıraktılar.
Kur'an ne kadar kaldığını da söylemiyor zaten.
Sonra bir şekilde gün oldu, devran döndü ve oradan çıktı.
Açık bir alana gitti, şehri uzaktan seyretti, geçirdiği günleri düşündü ve mücadeleye devam etme kararı verdi. Ve şehire geri döndü.
Çalıştı, çabaladı ve yüz bin kişiyi aşan bir topluluk ona iman etti.
İşte bu vesileyle Kur'an, peygambere 'Ey Muhammed! Sen de bunaldın, sıkıldın diye bırakıp gitmek isteme. Nasıl ki Yunus'a yüz bin kişi inandıysa sana da bu şehir birgün inanacak' dedi.
O günden günümüze gelerek bizlere diyor ki, "Ey Yunus gibi bunalıp, sıkıntı içine girenler sabredin, direnin, hak bildiğiniz yolda devam edin sonunda zafer sizin olacak".
Çünkü doğrunun karşısında durmak mümkün değildir. "
İhsan Eliaçık
Su Tanrısı Enki'yi balık Ue sembolize edip, onu kendisine devlet ve imparatorluk araması olarak kabul eden Asur devleti onu zindana kapattı.
Çünkü gemidekiler polis çağırıp devletin adamlarına teslim ettiler. Böylece Yunus, balığın (devletin) eline düştü, onun tarafmdan yutuldu, zindana kapatıldı. Çünkü kınananlardan, suç işlediği sanılanlardan, tanrıların gazabım çekenlerden birisi olarak görülüyordu... Ayette geçen "Onu yuttu/kapattı" (eltegamehu) ifadesinin esas anlamı "kapamak, kapatmak" demektir. Türkçe'de kullanılan "lokma" kelimesi de buradan gelir. Bir şeyi ağza götürüp dudakları kapatınca "lokma" alınmış olur. Buradan hareketle "lokmayı yutmak" tabiri gelişmiş ve ikincil anlamda "yutmak" manası kazanmıştır. Bu anlamda Türkçe'de birine "lokma olmak" ifadesini çağrıştırır. Yani burada balık tarafından yutulmak, devletin eline düşmek, cezaevine kapatılmak, zindana tıkılmak demektir.
21 Yani: Eğer bizi ananlardan, teşbih edenlerden olmasaydı diriliş gününe, kıyamete
kadar orada kapalı kalırdı. Zindana kapatılmış bir halde oradan çıkamazdı. Ayette
geçen fi batnihi ifadesi "onun karnının içinde " manasına geldiği gibi kökün esas
anlamı "gizli kalmak, kapalı olmak, kapalı kalmak" olduğundan kapatüdığı, üzerine
kapıların örtülüp karanlık zindanlara mahkûm edildiği yerden kıyamete kadar bir
daha çıkamazdı manası kazanır. Kaldıki "balığın karnı” burada "arması balık olan,
mühürlerine balık figürü basan, dönemin Asur devleti insanların kapattığı, karanlıklara
mahkûm ettiği zindan, cezaevi" demektir.
16 YUNUS: Hz. Yunus, Dicle-Fırat nehirlerinin o günkü hâkimi, dönemin güçlü
Mezopotamya devleti Asurlulann başkenti Ninova'da ortaya çıkarak; Hz. İbrahim'in
Allah'ın birliği (tevhid) ve bölünmez bütünlüğü (samed) ve adalete dayalı evrensel
banş yurdu (Darus-Selam) kurma davasını yüksek sesle dillendirmiş yüzlerce
peygamberden bir diğeriydi. Diğer kıssaların çoğu gibi Yunus kıssasından da
Yahudi bezirganların düzdükleri Tevrat'ta, 'Yunus Kitabı" adı altında bahsetmeleri
kıssanın bozulmuş bir Ortadoğu halk mitolojisi versiyonuna dönüştüğünü gösteriyor.
Orada Yunus kıssası bu mitolojikleşmiş versiyonundan etkilenerek anlatüıyor.
Balık olaymda işin içinden çıkamayanlar da (M. Halefullah ve M. Esed gibi) kıssaya
bütünüyle sembolik anlam veriyor. Hâlbuki Davud, Süleyman kıssalarında olduğu
gibi Yunus kıssasında da yaşadığı dönemin teoloji ve jeopolitiği bilinmeden yorum
getirilemez. Çünkü Kuran, halk arasında aslı gitmiş fasb kalmış bu muhayyile
üzerinden sesleniyor ve olayı dönemin tanrısal sembol, arma ve işaretleri dibyle
anlatıyor. Bunlar kendi döneminde doğmdan doğmya bir gerçekliğe tekabül ederken
sonraki çağlarda mitoloji haline gelmiştir. Zaten mitoloji bir dönemin gerçekhği
demektir. Şimdi bu açıdan Yunus olayına baktığımızda şunu görürüz: Eski Ortadoğu
devletlerinden Sümer, Akad, Babil, Asur, Mısır, Hitit vs. her biri birer Tann-devlet
iddiasmdaydüar. Her birinin Tannlan ve bu tanrıları temsil eden sembol ve armaları
vardı.
O dönemde boğa denince Mısır, kuş denince Hitit, cin denince
Babil; rüzgâr, dalgıç, yelkenh gemi denince Fenike; karınca denince Sebeliler akla
gelirdi. Bu devletler tanrısal anlamlan olan sembol ve armalarla bütünleşmişlerdi.
İşte balık veya keçi-balık figürü de Dicle-Fırat havzasma bir dönem hâkim olan
Asurlulann sembol ve armasıydı. Mezopotamya'da ilk dönemlerden itibaren
tanrılara balık sunulurdu. Dicle ve Fırat'ın temiz sulan "abzu" denüen balıklarla,
sazanlarla doluydu. Balık bu anlamda su Tannsı "Enki'nin sembolüydü. Enki büğe bir
tannydı ve balıklar bilgehği temsil ediyordu. Devlet mühürlerinde, özellikle eski
Babil mühürlerinde balık simgesi kullandırdı. Neo-Asur mühürleri bu anlamda
sunakların üzerinde sunulmuş balıkları göstermektedir. Asur kralı Sennacherip
(MÖ. 704-681) balıkla sembolize edüen su Tannsı Enki'ye bir ayakkabı sundu
ğunda, denize de bir balık biçiminde altından iki nesne atmıştır. Keza dönemin
devlet mühürlerinde görülen aslan başlı balık, deniz adamı, denizkızı figürleri Asur
dönemi heykelciliğinin vazgeçilmez temalanydı. Yine Babil döneminde geliştirilen
ve tüm Mezopotamya/Akdeniz havzasma yaydan (12'li Tannlar meclisi) her
biri o günkü dünyanın tanrılarını simgeleyen 12 burçtan birisi de balık burcu olup
özellikle Asurlularca perestij edilen su Tannsı Enki'yi temsil ederdi (Black, Green
Eliade)... Bugün Asurlulann yurdu Irak/Suriye'den kalma bir eski çağ dini olan
Süryanîlikte balık, dini bir armadır. Süryanî rahipleri, Hıristiyan rahiplerinin
boynunda haç taşıması gibi balık figürü taşımaktadırlar. Yine bu konuya yaşayan canlı
bir kanıt da İstanbul-Sultanahmet meydanındaki "Dikili Taş"tır. Dönemin dünya
gücü Mısır Firavunluğunun egemenlik ve süper güç simgesi olarak diktiği "Dikili
Taş" bugün İstanbul-Sultanahmet meydamnda hala durmaktadır. Bizans döneminde,
dünya egemenliğinin Bizans'a geçtiğini ifade için Mısır'dan getirilen Dikili Taş'ta
devletlerinin tanrısal arma ve sembollerini görmek mümkündür;
boğa, kuş, aslan, balık, ok, yay, akrep, karınca, yelken, peri vs. şekil ve figürleri taşın
üzerine kazınmış bir halde görülebilir. Bunlar eski çağlarda bugünkü Birleşmiş Milletler
binası önündeki ülke bayraklarının ifade ettiği manayı çağrıştırırlar... Şimdi Yunus kıssasını
ve dipnotlarda yaptığımız açıklamaları, bu bilgiler ışığında bir kez daha okuyunuz...
17 Yani: Asurlulann başkenti Ninova'da her tarafı balık figürleriyle dolu,
anlaşmalarına Dicle ve Fırat sulannın Tanrısı Enkinin mührünü basan balıkperest-
lerin ülkesinden yükselttiği tek Allah inancından dolayı kınanan, kovulan ve bunun
sonucu olarak şehirden hicret etmeyi düşünüp, başka yerlere gitmeyi hesaplayan
Yunus bir gemiye binmişti...
18 MUSAHEME: Sözlükte "kendi aralarında çekiştiler, karşılıklı kura çektiler" demek¬
tir. Arapçacla [Sin-EIe-Mim ] kökü mastar olarak "zayıflamak, yüzünün rengi solmak"
demektir. Ortak olmak, hisse sahibi olmak, katkıda bulunmak, katılmak, karşılıklı kur a
çekmek (musâhemetun fi); pay, ok, hisse, nasip, hisse senedi (sehm); anonim, katılma,
iştirak (müsâheme) kelimeleri bu köktendir... Görüldüğü gibi ayette geçen fe sâheme ifa¬
desi bir şeye katılmayı, ortak olmayı, katüdıklan ile karşılıklı çekişme içine girmeyi ifade
ediyor. Bu çekişme karşılıklı kura çekmek şeklinde olabileceği gibi bir konuda karşılıklı
tartışmak, çekişmek manasma da geliyor. Elatta yoıgun aıgm, yüzünün rengi solmuş ola¬
rak gemideküere katılmak, gemiye binmek manası da muhtemeldir.
19 Yani: Yunus yorgun argm gemiye bindi, gemideküere katüdı. Fakat o gün deniz
dalgalı olup fırtınalı olduğundan, gemideküer de su Tanrısı Enkinin öfkelendiğini,
bir şeye kızdığında denizin böyle olduğuna inandıklarından gemiye binen Yunus üe
çekişmeye başladüar. Yunus bu tür inançların batü olduğunu söyleyince öfkelendüer
ve aralarında karşılıklı çekişme çıktı. Gemideküer Yunus un kendi tannlanmn gaza¬
bını çekecek lâflar ettiğini gördüler ve onu yalnız bularak sıkıştırdüar. Bugünkü tabirle
"bu adam devlete karşı geliyor, polis çağıım” türünden lâflar ettüer ve böylece Yunus
gemideki çekişmeyi kaybetti, kaybedenlerden oldu...
20 Yani: Su Tanrısı Enki'yi balık Ue sembolize edip, onu kendisine devlet ve
imparatorluk araması olarak kabul eden Asur devleti onu zindana kapattı. Çün¬
kü gemideküer polis çağırıp devletin adamlarına teslim ettüer. Böylece Yunus,
balığın (devletin) eline düştü, onun tarafmdan yutuldu, zindana kapatüdı. Çünkü
kınananlardan, suç işlediği sanılanlardan, tanrıların gazabım çekenlerden birisi
olarak görülüyordu... Ayette geçen "Onu yuttu/kapattı" (eltegamehu) ifadesinin
esas anlamı "kapamak, kapatmak" demektir. Türkçe'de kuUanüan "lokma" kelimesi
de buradan gelir. Bir şeyi ağza götürüp dudakları kapatınca "lokma" alınmış olur.
Buradan hareketle "lokmayı yutmak" tabiri gelişmiş ve ikincil anlamda "yutmak"
manası kazanmıştır. Bu anlamda Türkçe'de birine "lokma olmak" ifadesini çağrıştı-
nr. Yani burada balık tarafından yutulmak, devletin eline düşmek, cezaevine kapa-
tümak, zindana tıkılmak demektir.
21 Yani: Eğer bizi ananlardan, teşbih edenlerden olmasaydı diriliş gününe, kıyamete
kadar orada kapalı kalırdı. Zindana kapatılmış bir halde oradan çıkamazdı. Ayet¬
te geçen fi batnihi ifadesi "onun karnının içinde " manasına geldiği gibi kökün esas
anlamı "gizli kalmak, kapalı olmak, kapalı kalmak" olduğundan kapatüdığı, üzerine
kapıların örtülüp karanlık zindanlara mahkûm edildiği yerden kıyamete kadar bir
daha çıkamazdı manası kazanır. Kaldıki "balığın karnı” burada "arması balık olan,
mühürlerine balık figürü basan, dönemin Asur devleti insanların kapattığı, karan¬
lıklara mahkûm ettiği zindan, cezaevi" demektir.
22 Yani: Epeyce bir süre tutuklu kaldıktan sonra onu özgürlüğüne kavuşturduk.
Karanlıklardan çıkarıp serbestliğe kavuşturduk. Duvarların arasından açık alana,
serbestliğe, özgürlüğe ilettik. Fakat bu arada epeyce de yıpranmış, çökmüş, eziyet
görmüştü.
23 Yani: Çorak toprakta yetişen bodur bir fidanın veya kabak türünden bir ağacın
gölgesine yaslandı. Başından geçenleri düşündü. Gökyüzüne bakarak tutuklu
kaldığı yıllan bir film şeridi gibi gözünün önünden geçirdi. Masmavi gökyüzünü
seyrederek tutsaklık ve özgürlük arasındaki farkı düşündü...
24 Yani: O devirlerde yüz bini aşkın nüfusu olan Asurlulann başkenti Ninovayı bir
kez daha uzaktan seyretti. "Ey su Tannsı Enki'nin ülkesi Asur! Ey putperest şehir
Ninova! Ey balığın kamında (senin zindanlannda) geçirdiğim yülar! Bu iş burada
bitmedi, bekleyin geliyorum." dedi ve tekrar şehre girerek tevhid ve adalet bayrağım
yükseltti. Uzun yülar durmadan didinmeden çalıştı. Sabırla, azimle koşturdu.
Sonunda çalışmasının sonuçlan meyvesini verdi ve su tanrısı Enki Ue birlikte bütün
Asur Tannları unutularak "Tek Allah" inancı Ninovanın burçlarında dalgalanmaya başladı.
Yorumlar
Yorum Gönder